Türk Pamuğunda Üretim ve İthalat Makası Açılıyor

16px
32px

İzmir Ticaret Borsası (İTB) Yönetim Kurulu Başkanlığı­na adaylığını açıklayan Barış Kocagöz, Türkiye’de pamuk üre­ticisinin en önemli sorununun artan girdi maliyetleri olduğunu belirterek, dünya fiyatlarıyla re­kabet etmek zorunda kalan yerli üreticinin maliyet baskısı altın­da kaldığını söyledi. Son dönem­de birçok üreticinin maliyetini karşılamakta zorlandığını ifade eden Kocagöz, bunun pamuk üre­timindeki gerilemeyi hızlandır­dığına dikkat çekti. Kocagöz’ün verdiği bilgiye göre, tekstil sektö­rünün yaklaşık 2 milyon tonluk pamuk işleme kapasitesi bulu­nurken, kapasite kullanım oran­ları yüzde 65 seviyelerine kadar geriledi. Mevcut koşullarda sek­törün yaklaşık 1,5 milyon ton pa­muğa ihtiyaç duyduğunu belirten Kocagöz, bu yıl pamuk üretimi­nin 500 bin ton civarında kalma­sını beklediklerini, aradaki yak­laşık 1 milyon tonluk farkın ise ithalatla karşılanacağını söyle­di. Kocagöz, “Türkiye’nin pamuk üretimi en az 1 milyon 250 bin ton olmalı. Üretim bu seviyeye ulaşıncaya kadar yüksek destek verilmeli, hedef yakalandıktan sonra destekler yeniden düzen­lenmeli. Bütün ürünlerde buna benzer bir planlama yapılması gerekiyor” dedi.

“Desteklemede Makas Açıldı”

Pamukta desteklerin üretim maliyetlerindeki artışın gerisin­de kaldığını savunan Kocagöz, geçmiş yıllardaki desteklerle bu­günkü destekler arasında döviz bazında önemli bir makas oluş­tuğunu söyledi. Üretim planla­masında Tarım ve Orman Ba­kanlığı’nın havza bazlı modeli­nin önemli bir altyapı sunduğunu belirten Kocagöz, hangi bölgede hangi ürünün üretileceğinin yanı sıra ne kadar üretileceğine ilişkin hedeflerin de netleştirilmesi ge­rektiğini ifade etti.

Mazot desteğinin de gerçek kullanıma göre yeniden ele alın­masını öneren Kocagöz, üretici­nin kullandığı mazot üzerinden ödediği ÖTV’nin faturalar karşı­lığında destek olarak geri veril­mesinin daha adil bir sistem oluş­turabileceğini söyledi.

“Pamuğun Su Tüketimine Ilişkin Yanlış Bir Algı Var”

Pamuğun çok su tüketen bir ürün olduğu yönündeki yaygın değerlendirmeye katılmadığını belirten Kocagöz, sulamada kul­lanılan suyun tamamının kaybol­madığını savundu. Toprağa sü­zülen suyun yer altı kaynakları­nı yeniden besleyebildiğini ifade eden Kocagöz, kaybın esas olarak buharlaşma veya suyun üretim alanından uzaklaşmasıyla ortaya çıktığını söyledi.

Kocagöz, “Pamuğun çok su tü­kettiği yönünde son yıllarda yay­gın bir söylem oluştu. Ben bu de­ğerlendirmenin doğru olmadı­ğını düşünüyorum. Sulamada kullanılan suyun tamamı kaybol­muyor. Doğanın içindeki su dön­güsünü de dikkate almak gere­kiyor” dedi. Bununla birlikte su­yun daha verimli kullanılmasının önemine işaret eden Kocagöz, damlama ve yağmurlama sulama sistemlerinin yaygınlaştırılma­sı gerektiğini vurguladı. Pamukta damlama sulamaya verilen des­teği doğru bulduğunu belirten Kocagöz, ruhsatlı su kaynağı gi­bi uygulamadaki bazı koşulların üreticilerin destekten yararlan­masını zorlaştırabildiğini söyle­di. Kocagöz, desteklerin sahadaki üretim koşullarıyla daha uyumlu hale getirilmesi gerektiğini kay­detti.

Ege Pamuğuna Uzun Elyaf Önerisi

Ege’nin verimli toprak yapısı­nın üreticiye farklı ürün alterna­tifleri sunduğunu belirten Koca­göz, pamuk ekonomik karşılığı­nı vermediğinde üreticinin başka ürünlere yönelebildiğini söyledi. Ege pamuğunun kalite açısından önemli bir avantaja sahip olduğu­na dikkat çeken Kocagöz, bölgenin uzun elyaflı ve daha yüksek kat­ma değerli pamuk üretimine yö­nelmesinin uluslararası rekabette farklılaşma sağlayabileceğini ifa­de etti. Kocagöz, “Ege pamuğunun değerini kaybetmemesi için üreti­min de korunması gerekiyor. Daha uzun elyaflı ve katma değerli üre­timle Ege kendisine farklı bir alan açabilir. Ancak üreticinin yeni bir ürüne yönelmesi isteniyorsa baş­langıçta desteklenmesi gerekiyor. Ekonomik karşılığını alamazsa er­tesi yıl aynı ürünü ekmiyor” diye konuştu. Ulusal Pamuk Konseyi Başkanlığı döneminde 2013 yılın­da başlayan markalaşma çalışma­larını hatırlatan Kocagöz, tekstil sektörünün projeyi istenilen öl­çüde benimsemediğini ifade etti. Kocagöz, uluslararası markalar­dan talep gelmesinin beklenmesi yerine, Türk tekstil üreticilerinin GDO’suz Türk pamuğu kullanımı­nı doğrudan markalara teklif et­mesi gerektiğini dile getirdi.

Tekstil sektörünün mevcut ko­şullarının markalaşma çalışma­larını da zorlaştırdığına dikkat çeken Kocagöz, “Türk tekstili şu anda bunu düşünecek durumda değil. Öncelikle sektörün ayakta kalması gerekiyor. Ancak şartlar düzeldiğinde Türk pamuğunun markalaşması yeniden güçlü şe­kilde gündeme alınmalı” dedi.

“Pamukta Türi̇b’in Işlem Hacmi Gelişmeli”

Lisanslı depoculuk sisteminin önemli ölçüde oturduğunu belir­ten Kocagöz, son iki yılda üretici ve tüccarın sisteme getirdiği ürün miktarının azaldığını söyledi. Pa­muk fiyatlarının yükseleceğine yönelik beklentinin zayıflaması ve yüksek faiz ortamının ürünün depoda bekletilmesini zorlaştır­dığını kaydeden Kocagöz, finans­man maliyetinin lisanslı depocu­luğun kullanımını da etkilediğini ifade etti.

Elektronik Ürün Senedi (ELÜS) üzerinden üreticinin ürününü te­minat göstererek finansmana ula­şabildiğini belirten Kocagöz, pa­muk ticaretinin Türkiye Ürün İhtisas Borsası’nda (TÜRİB) ise henüz istenilen hacme ulaşmadı­ğını söyledi. Buğdayda daha yay­gın kullanılan sistemin pamukta da geliştirilmesi gerektiğini kay­deden Kocagöz, bunun lisanslı de­poculuk sisteminin tamamlanma­sı gereken önemli ayaklarından bi­ri olduğunu ifade etti.

Tarımda enerji maliyetleri­nin azaltılması için yenilenebi­lir enerji yatırımlarının yaygın­laştırılması gerektiğine de işaret eden Kocagöz, özellikle sulamada güneş enerjisinin doğrudan kul­lanılabileceğini söyledi. Artezyen kuyuları ve nehirlerden elektrikli motorlarla yapılan sulamada gü­neş enerjisi sistemlerinin destek­lenebileceğini belirten Kocagöz, jeotermalin seracılıkta, tarımsal ve organik atıkların ise biyoenerji üretiminde daha fazla değerlendi­rilmesi gerektiğini kaydetti.

Tarımda genç nüfusun azalma­sının da önümüzdeki dönemin önemli sorunlarından biri oldu­ğunu vurgulayan Kocagöz, üreti­cilerin yaş ortalamasının 55 se­viyelerine dayandığını belirterek gençlerin tarımda kalmasını sağ­layacak destek modellerine ihti­yaç olduğunu söyledi.